İlamsız İcra Takibi ve İtiraz Süreçleri Rehberi

Hazırlayan: Av. Sinan Bayram

İlamsız icra takibi, alacaklının elinde bir mahkeme ilamı (kararı) bulunmasına gerek olmaksızın, doğrudan icra dairesi aracılığıyla başlattığı bir takip türüdür. İcra ve İflas Kanunu (İİK) m. 42 uyarınca, para borcu veya teminat verilmesi hakkındaki alacaklar için bu yola başvurulabilir. Bu sistem, alacaklının mahkeme süreciyle zaman kaybetmeden alacağına kavuşmasını sağlarken, borçluya da belirli süreler içinde itiraz ederek kendisini savunma hakkı tanır.

İlamsız icra takibinin uygulamada en sık karşılaşılan üç temel çeşidi bulunmaktadır:

  • Genel Haciz Yolu: Herhangi bir belgeye dayanma zorunluluğu olmayan, sadece para ve teminat alacakları için başvurulan genel yoldur.
  • Kira Alacaklarına İlişkin Takip: Kira sözleşmesine dayalı alacakların tahsili ve taşınmazın tahliyesi talebini içeren özel bir takip türüdür.
  • Abonelik Sözleşmelerinden Kaynaklanan Takip: Elektrik, su, doğalgaz gibi hizmetlerden doğan alacakların merkezi takip sistemi üzerinden yürütüldüğü yoldur.

Genel Haciz Yolunda İtiraz Usulü ve Püf Noktaları

Genel haciz yoluyla başlatılan bir takipte, borçluya gönderilen ödeme emrine karşı itiraz süreci oldukça kritiktir. Borçlu, ödeme emrinin kendisine tebliğinden itibaren 7 günlük hak düşürücü süre içinde ilgili icra dairesine başvurarak takibe itiraz edebilir (İİK m. 62). Bu itiraz, herhangi bir gerekçe göstermeksizin “borcum yoktur” şeklinde yapılabileceği gibi; borcun bir kısmına, faiz oranına veya icra dairesinin yetkisine yönelik de olabilir.

Süresi içinde yapılan geçerli bir itiraz, İİK m. 66 uyarınca takibi durdurur. Takibin devam edebilmesi için alacaklının “itirazın iptali” veya “itirazın kaldırılması” yoluna gitmesi gerekir. Burada en önemli püf noktası, tebligatın usulüne uygun yapılıp yapılmadığının kontrol edilmesi ve 7 günlük sürenin kesinlikle kaçırılmamasıdır; aksi halde takip kesinleşir ve haciz aşamasına geçilir. Ayrıca, yetki itirazı yapılacaksa bunun mutlaka borca itiraz ile birlikte ve aynı süre içinde yapılması zorunludur.

Kambiyo Senetlerine Özgü Haciz Yolu ve İtiraz Yolları

Çek, bono veya poliçe gibi kambiyo senedine dayalı alacaklar için alacaklı, daha hızlı bir sonuç veren “Kambiyo Senetlerine Özgü Haciz Yolu”nu seçebilir (İİK m. 167). Bu takip türü, genel haciz yolundan usul ve süreler bakımından keskin farklarla ayrılır. Borçlunun ödeme süresi 10 gün, itiraz süresi ise tebliğden itibaren 5 gündür. En kritik fark ise itirazın yapılacağı mercidir; kambiyo takibinde itiraz icra dairesine değil, İcra Mahkemesine bir dilekçe ile yapılmalıdır.

Kambiyo takiplerinde iki temel itiraz türü öne çıkar:

  • İmzaya İtiraz: Borçlunun, senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürmesidir (İİK m. 170).
  • Borca İtiraz: Borcun ödendiği, zamanaşımına uğradığı veya senedin hatır senedi/teminat senedi olduğu gibi maddi hukuka dayalı savunmalardır (İİK m. 169).

Önemle belirtilmelidir ki, kambiyo takibine yapılan itiraz, genel haciz yolunun aksine takibi kendiliğinden durdurmaz. Takibin durması için icra mahkemesinden ayrıca “takibin muvakkaten durdurulması” yönünde bir ihtiyati tedbir kararı alınması gerekir.

İtirazın İptali ve İtirazın Kaldırılması Davalarının Karşılaştırılması

İlamsız icra takibinde borçlunun ödeme emrine itiraz etmesiyle duran takibin devamını sağlamak amacıyla alacaklıya iki temel hukuki yol sunulmuştur: İtirazın iptali davası ve itirazın kaldırılması talebi. Bu iki yol; mercii, süre ve ispat araçları bakımından keskin farklar barındırmaktadır. İİK m. 67 uyarınca açılan itirazın iptali davası, genel mahkemelerde (Asliye Hukuk, Ticaret vb.) görülür ve alacaklıya itirazın tebliğinden itibaren bir sene içinde bu davayı açma hakkı tanır. Bu davada ispat, genel hükümler dairesinde her türlü delille (tanık, bilirkişi, ikrar vb.) gerçekleştirilebilir.

Buna karşılık, İİK m. 68 ve devamı maddelerinde düzenlenen itirazın kaldırılması yolu, yalnızca icra mahkemelerinden talep edilebilir ve daha kısıtlı bir süreye tabidir. Alacaklı, itirazın kendisine tebliğinden itibaren altı ay içinde icra mahkemesine başvurmalıdır; aksi halde aynı takip dosyasından takibe devam edilmesini isteme hakkını kaybeder. İtirazın kaldırılması yolunda ispat araçları, kanunda sınırlı sayıda sayılan (imzası ikrar edilmiş senet, noter tasdikli belgeler, resmi dairelerin kayıtları vb.) belgelerle sınırlıdır. Dolayısıyla, elinde bu nitelikte belgesi bulunmayan alacaklının genel mahkemelerde itirazın iptali davası açması hukuki bir zorunluluktur.

İcra Hukukunda Güncel Arabuluculuk Düzenlemeleri

7445 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler ve 6325 sayılı Kanun m. 18/A düzenlemesi uyarınca, ticari uyuşmazlıklar ve iş hukukundan kaynaklanan alacak taleplerinde olduğu gibi, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan itirazın iptali davalarında da arabuluculuk bir dava şartı haline getirilmiştir. Bu düzenleme uyarınca, alacaklı genel mahkemede itirazın iptali davası açmadan önce arabulucuya başvurmakla yükümlüdür.

Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslının veya onaylı bir örneğinin dava dilekçesine eklenmesi zorunludur. Bu zorunluluğa uyulmaması halinde mahkemece davacıya bir haftalık kesin süre verilir; bu sürede de tutanak sunulmazsa dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilir. Ancak önemle belirtilmelidir ki, icra mahkemesinde görülen “itirazın kaldırılması” talepleri bir “dava” niteliğinde olmayıp icra hukukuna özgü bir “yol” olduğundan, bu talepler için arabuluculuk dava şartı geçerli değildir.

Gecikmiş İtiraz Usulü ve Tazminat Rejimi

Borçlunun elinde olmayan nedenlerle takibe itiraz edememesi durumu, İİK m. 65 kapsamında “gecikmiş itiraz” kurumu ile korunmuştur. Borçlu, kusuru olmaksızın bir engel (ağır hastalık, doğal afet vb.) nedeniyle süresinde itiraz edememişse, engelin kalktığı günden itibaren 3 gün içinde icra mahkemesine başvurarak gecikmiş itirazda bulunabilir. Bu başvuruda borçlu, hem engeli ispat etmeli hem de itirazlarını somut olarak bildirmelidir. Mahkeme, engelin varlığına ikna olursa takibin durdurulmasına karar verebilir.

Takip sürecinin sonunda haksız çıkan taraf için öngörülen yaptırımlar ise icra inkâr ve kötüniyet tazminatlarıdır. İİK m. 67 ve İİK m. 68 uyarınca:

  • İcra İnkâr Tazminatı: Alacağın likit (belirlenebilir) olması ve borçlunun itirazında haksız bulunması halinde, alacaklının talebi üzerine borçlu, hükmolunan meblağın %20‘sinden aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilir.
  • Kötüniyet Tazminatı: Alacaklının takibe girişmekte veya itirazın iptalini istemekte haksız ve kötüniyetli olduğu anlaşılırsa, borçlunun talebi üzerine alacaklı, dava konusu alacağın %20‘sinden az olmamak üzere tazminat ödemekle yükümlü tutulur.

Bu tazminat rejiminin temel amacı, borçlunun haksız itirazlarla takibi sürüncemede bırakmasını engellemek ve alacaklının da haksız takiplerle borçluyu mağdur etmesinin önüne geçmektir. Her iki durumda da tazminata hükmedilebilmesi için karşı tarafın bu yönde açık bir talebinin bulunması şarttır.

Güncel Yargı Pratiği ve Emsal Kararlar

İcra hukukundaki uyuşmazlıklarda Yargıtay’ın güncel yaklaşımları, ispat yükü ve şekil şartları bakımından belirleyicidir. Aşağıda, 2022 yılı sonrasına ait dikkat çekici kararlar yer almaktadır:

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun E. 2022/707, K. 2023/423, T. 10.05.2023 sayılı kararında şu ifadelere yer verilmiştir; Kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile yapılan takipte borçlunun senedin teminat senedi olduğu iddiası borca itiraz niteliğinde olup bu iddianın İİK’nın 169/a maddesi uyarınca senede açık atıf yapan yazılı bir belge ile ispatlanması zorunludur. Bu karar uyarınca, senedin teminat amaçlı verildiği iddiası, senet üzerinde açıkça belirtilmemişse ancak senede net atıf yapan yazılı bir sözleşme ile kanıtlanabilir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin E. 2022/9056, K. 2023/2273, T. 03.04.2023 sayılı kararında şu husus vurgulanmıştır; İcra mahkemesi dar yetkili bir mahkeme olup, sahtelik veya hile iddiaları ancak İİK’nın 169/a ve 170. maddeleri kapsamında incelenebilir; genel mahkemelerde açılan davalar icra mahkemesince bekletici mesele yapılamaz. Bu içtihat, icra mahkemesinin inceleme sınırlarını çizerek, genel mahkemelerdeki davaların icra sürecini otomatik olarak bekletemeyeceğini teyit etmektedir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin E. 2025/113, K. 2025/2040, T. 06.03.2025 sayılı kararında ise şu tespit yapılmıştır; Bono üzerinde tanzim yerinin bulunmaması senedin kambiyo vasfını yitirmesine neden olur ve bu husus kamu düzenine ilişkin olduğundan icra mahkemesince İİK’nın 170/a maddesi uyarınca re’sen gözetilmelidir. Bu güncel karar, senet üzerindeki şekil eksikliklerinin borçlu tarafından ileri sürülmese dahi mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerektiğini ortaya koymaktadır.